
İKRAM FIKHI
İslam Neyse o ... Allah daima üstündür... Allahü Ekber !!!

MADDİ MANEVİ TEMİZLİK VE ÇEVRE TEMİZLİĞİ BİLİNCİ
Temizlik kişinin maddi ve manevi kirlerden arınması, iç ve dış dünyasının temiz olması demektir. Dinimiz genel olarak temizliği emretmekle birlikte bazı ibadetlerin de şartı kılmış, aynı zamanda temizlik sağlıklı yaşamın da bir gereğidir. Allahın rızasını kazanmaya vesiledir. Kur’an-ı Kerim’de konumuzla ilgili olarak
إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
“Şüphesiz Allah tevbe edenleri ve temizlenenleri sever” (Bakara, 2/222) buyurulmuş; Hadisi Şerifte de temizliğin imanın yarısı (Müslim, Tahâret 1) olduğu ifade edilerek İslam dininin temizliğe verdiği önem belirtilmiştir. Temizlik maddi ve manevi temizlik şeklinde iki kısımda ele alınabilir.
İlk inen surelerden olan Müddesir suresinde elbiseni, temizle-temiz tut” emrinin verilmesi İslam’ın daha işin başında maddî ve manevî anlamda temizliğe verdiği önemi ifade ediyor.
MADDÎ TEMİZLİK
Maddî temizlik; eşyanın, mekânın, giysilerin, bedenin, ev, işyerinin, mabet ve yaşadığımız çevrenin temizliğidir.
Maddi temizliğin en önemli unsurlarından biri beden temizliğidir. Sağlıklı yaşayabilmemiz ve toplumda saygın bir insan olarak yerimizi alabilmemiz için beden temizliğine özen göstermemiz gerekmektedir. Müslümanın gerektiği zaman günlük ve haftalık beden temizliği yapması gerekir. Yüce Rabbimiz ve sevgili Peygamberimiz bu temizliğe çok önem vermiştir.
ف۪يهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّر۪ينَ
“Orada (Kuba’da) temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz onları sever.” (Tevbe, 9/108). Bu ayet inince Peygamberimiz,
يَا مَعْشَرَ الْأَنْصَارِ! أَنَّ اللَّه قَدْ أَثْنَى عَلَيْكُمْ فِيْ الطُهُورِ فَمَا طُهُورُكُمْ؟ قَالُوا نَتَوَضَّأُ لِلصَّلَاةِ وَنَغْتَسٍلُ مِنْ الْجَنَابَةِ وَنَسْتَنْجِي بِالَمْاءِ
“Ey Ensar topluluğu! Allah sizi temizlik konusunda övüyor. Övgüye layık olan bu temizliğiniz nedir diye sordu. Onlar da “Biz namaz için abdest alırız, cünüplükten guslederiz, su ile istinca ederiz yani büyük ve küçük abdesti bozduğumuzda o mahalli güzelce temizleriz” (İbni Mace, Taharet, 28). cevabını vermişlerdir
إِذَا أَرَادَ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْتِيَ الْجُمُعَةَ فَلْيَغْتَسِلْ
Peygamberimiz (a.s.), “Sizden biriniz Cuma namazına geldiğiniz zaman, yıkansın, boy abdesti alsın. (Müslim, Cuma, 2.)
غُسْلُ يَوْمِ الْجُمًعَةِ عَلَى كُلِّ مُحْتَلِمٍ وَسِوَاكٌ. وَيَمَسّ مِنَ الطِّيبِ مَا قَدَرَ عَلَيْهِ
“Cuma günü, boy abdesti almak, dişleri fırçalayıp temizlemek ve güzel koku sürünmek ergenlik çağına gelmiş her kişiye gereklidir.” (Müslim, Cuma, 7.)
حَقٌّ لِلّٰهِ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ أَنْ يَغْتَسِلَ فِي كُلِّ سَبْعَةِ أَيَّامٍ يَغْسِلُ رَأْسَهُ وَجَسَدَهُ
“Her Müslümana en az haftada bir gusul abdesti almak, başı ve vucudu yıkamak Allah’ın hakkıdır.” (Müslim, Cuma, 9.)
Bu itibarla her gün kirlenen uzuvlarımızı temizlemek dinî görevmizdir. Aynı zamanda kirlenen elbiselirimiz ve çamaşırlarımızı da muhakkak temizlemeliyiz.
Her insan kendi temizliğinden kendisi sorumludur. Ancak çocuklarımızın da temiz olmasından ve temizlik alışkanlığı kazanmalarından başta anne baba olmak zere bütün toplum sorumludur.
Cilt, ağız ve diş temizliği
Cildimizin temizlenmesi önemli bir görevdir. Pek çok bulaşabilecek hastalıkları cilt temizliği ile önleyebiliriz. Günde beş vakit kılınan namaz için alınan abdestler el, yüz, ayak ve cildin temizliğinde önemli bir görevi yerine getirmektedir.
Temizliği gerektiren bir husus da vücuttta kötü kokuların giderilmesidir. Özellikle camiye gelirken diğer insanlara eza verecek şeklde kötü kokuyla dışarıya çıkmak hem yasaklanmış hem de kul hakkını ihlal eden bir husustur. Efendimiz bu konuda biz müminleri şöyle uyarmaktadır:
"Kim sarmısak veya soğan yemişse, bizden ve mescidimizden ayrılsın! (Buhari Ezan, 160)
Bir adam saçı sakalı dağınık bir vaziyette Hz. Peygamber’in yanına gelir, Hz. Peygamber eliyle, adama işaret ederek sanki saç bakımını yapmasını emreder. Adam saçını sakalını düzelterek geri gelir ve Peygamber (asm);
“Şu hâl, sizden birinizin şeytan gibi saçı dağınık bir vaziyette gelmesinden daha hayırlı değil mi?” (Muvatta, Şaar, 7) buyurur.
Ağız ve diş temizliği de dinimiz ve sağlığımız açısından çok önemlidir.
تَسُوكُوا فَإِنَّ السِّوَاكَ مُطَهِّرَةٌ لِلْفَمِ مَرْضَاةٌ لِلرَّبِّ
“Dişlerinizi fırçalayın. Çünkü dişleri fırçalamak, ağzı temizler, Rabbi razı eder.” (Nesâî, Taharet7)
لَوْلاَ أَنْ أَشُقُّ عَلَى أُمَّتِي لأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ عِنْدَ كُلِّ صَلاَةٍ
“Ümmetime zor gelmeyecek olsaydı her namaz öncesinde dişlerin fırçalanması ve temizlenmesini emrederdim” (Tirmizi, Taharet, 23.) buyrumuştur.
Dişleri düzenli olarak fırçalar ve bakımına özen gösterirsek, islami ve insani davranmış olur aynı zamnada sünnete ittiba ederiz.
Avret mahallinin temizliği
Küçük ve büyük abdest bozduktan sonra bu mahaller güzelce temizlenmeli ve kurulanmalıdır. Aksi takdirde hem sağlık sorunları ortaya çıkar hem de namazın geçerliliğine engel olur. Çünkü namazın geçerli olabilmesi necasetten taharet şarttır. İdrarın da elbise ve vucuda bulaştırılmamasına özen gösterilmelidir. Peygamberimiz
أَكْثَرُ عَذَابِ الْقَبْرِ مِنَ الْبَوْلِ
“Kabir azabının çoğu idrar yüzünden” İbni Mace, Taharet, 26.) olduğunu bildirmiştir. Bir gün iki kabir görmüş ve şöyle buyurmuştur.
إِنَّهُمَا يُعَذَّبَانِ وَمَا يُعَذَّبَانِ في كَبِيرٍ أَمَّا هَذَا فَكَانَ لاَ يَسْتَتِرُ مِنْ بَوْلِهِ وَأَمَّا هَذَا فَكَانَ يَمْشِي بِالنَّمِيمَةِ
“Bu iki kabirde yatan insanlar azap görmektedir ve azap görmeleri de çok büyük günah sebebiyle değildir. Bunlardan biri, üzerine idrar sıçramasından korunmazdı, diğeri de koğuculuk, gıybet yapardı.” (Tirmizi, Taharet, 51.)
El, ayak ve tırnak temizliği
Günlük yaşamda en fazla kirlenen organların başında ellerimiz gelmektedir. Kirli yüzeylere sürülen ve dokunan eller yıkanmazsa birer mikrop barınağı haline gelir. Bu nedenle ellerin, içi, dışı ve parmak araları düzenli olarak sabun ile yıkanmalı, durulanmalı, başkası tarafından kullanılmamış havlu, kâğıt havlu ya da kâğıt mendille kurulanmalıdır.
Ellerimizi özellikle yemeklerden önce ve sonra, yemek hazırlamadan önce ve sonra, diş, ağız, yüz, göz temizliği yapmadan önce, tuvalet gereksiniminin giderilmesinden önce ve sonra, kirli ve tozlu bir işi tamamladıktan sonra, dışarıdan eve ve işe geldikten sonra, hasta olan bir yakınımızı ziyaretten sonra yıkamaya özen gösterilmelidir. Efendimiz bir hadiste
Evinin hayrını, bereketini çoğaltmak isteyen, yemekten önce ve sonra, elini ve ağzını yıkasın (Ebu Dâvud, Et'ime, 12.) buyurmuştur.
El ve ayak tırnakları periyodik olarak kesilmelidir. Bu konuda da
Tırnaklarınızı kesip gömün! Ağzınızdaki yemek kırıntılarını temizleyin ve misvak kullanın! Yanıma, dişleri sarı, ağzı kokar vaziyette gelmeyin! Hadisi bizi yönlendirmktedir.
Genel olarak beden uzuvlarımızın temizliği ile ilgili olarak peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
مِنَ الْفِطْرَةِ الْمَضْمَضَةُ وَالْاِسْتِنْشَاقُ وَالسِّوَاكُ وَقَصُّ الشَّارِبِ وَتَقْلِيمُ الْأَظَافِرِ وَنَتْفُ الْإِبْطِ وَالْاِسْتِحْدَادِ وَغَسْلُ الْبَرَاجِمِ وَالْاِنْتِضَاحُ وَالْإِخْتِتَانُ
“Mazmaza ve istinşak yani ağzı ve burnu bol su ile yıkamak, dişleri temizlemek, bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek, koltuk altlarını temizlemek (ve etek tıraşı olmak), saç tıraşı olmak, parmak aralarını yıkamlak, kirlenen giysileri yıkamak ve çocukları sünnet ettirmek fıtratın geriğidir.” (İbni Mace, Taharet, 8.)
GİYSİLERİN TEMİZLİĞİ
Güzel ve temiz elbise kişiye toplumda saygınlık kazandırır. Müslümanın elbisesi eski olabilir ama kirli olamaz, olmamalıdır. Müslüman yakası, paçası, kolu vesair yerleri kirlenmış elbise giyip toplum içine çıkamaz. Bu, yüce dinimizin bizden istediği bir görevdir. Bu görevin terk edilmesi bir kusurdur, kendimize, Rabbimize ve topluma karşı saygısızlıktır. Efendimizin bu konudaki bir hadisi şöyledir:
Elbiselerinizi yıkayın, fazla kıllarınızı temizleyin, dişlerinizi misvaklayın, temiz, güzel giyinin! Nezafet sahibi olun! (İbni Asakir, Tarih)
EV, MABET, HASTANE VE OKUL GİBİ ORTAK KULLANILAN MEKÂNLARIN TEMİZLİĞİ
Müslüman bedenini, uzuvlarını ve giysilerini temiz tuttuğu gibi ev ve iş yerini, mabet, hastane ve okul gibi ortak kullanılan yerleri de temiz tutar ve temizler. Yüce Allah mabetlerin temizlenmesi ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
وَعَهِدْنَآ اِلٰىٓ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّآئِف۪ينَ وَالْعَاكِف۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُود
“İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rukû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.” (Bakara, 2/125.)
Özellikle camilere kirli çorap ve çıplak ayaklarla gedilmemelidir. Çünkü kirli çoraplar ve çıplak ayaklarla halılar kirletilir veya bazı hastalalıkların bulaşmasına sebeb olur.
MANEVİ TEMİZLİK
Manevî temizlik kişinin kalbini kötü duygu ve düşüncelerden, bedenindeki organlarını günahlardan arındırmasıdır. Kalp (gönül) temizliği diğer temizliklerden önce gelir.
Peygamberimiz (SAV): “Şüphesiz ki Allah, sizin bedenlerinize ve suretlerinize bakmaz. Fakat kalplerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33) buyurdu ve parmakları ile göğsüne işaret etti.
İşte imanın mahalli nazargahi ilahi kalptir. Bu kadar önemli olan kalbin kötü duygu ve düşüncelerden temiz tutulması gerekir. Kalbin temiz olması, insan vücudunda bulunan bütün organları olumlu şekilde etkiler. Çünkü insan bedeninde bulunan bütün organlar kalbe bağlıdır, onun emrindedir. Peygamberimiz (SAV) bu hususu şöyle ifade buyuruyor:
“İyi biliniz ki, insan vücudunda bir çiğnem et parçası vardır. Bu et parçası iyi olursa bütün vücut iyi olur, bozuk olursa bütün vücut bozulur. Bu et parçası kalptir.”(Buhari, İman 39)
İslâm’ın beş esasından biri olan zekât da bir çeşit manevî temizliktir. Zekât, Kur’an-ı Kerim’in ifadesi ile servetin içinde yoksulun hakkıdır ve aynı zamanda servet için bir kir ve lekedir. Diğer taraftan servet sahibinin gönlü de cimrilik gibi hasis huyla kirlidir. Maldaki bu lekeyi, gönüldeki bu kiri yalnız zekât temizleyebilir. Nitekim Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلاَتَكَ سَكَنٌ لَّهُمْ وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ:
“Servet sahiplerinin mallarından zekât al. Zekât onların mallarını temizler ve vicdanlarını arıtır.” (Tevbe,103)
Kalbi temiz olan kimsenin elinden ve dilinden insanlar rahatsız olmazlar, olmamalıdırlar. Diliyle elleri ve gözleri ile başkalarını inciten, zarar veren bir kimsenin, “kalbim temizdir.” demesi bir anlam taşımaz ve gerçeği yansıtmaz.
Kulun işlediği günah kalbinin kirlenmesine ve kararmasına sebeptir. Nitekim Peygamberimiz (SAV): “Kul bir günah işlediği vakit kalbinde siyah bir nokta, bir leke yapar. Eğer tövbe edip vazgeçer, mağfiret dilerse kalbi temizlenir ve parlar. Döner tekrar yaparsa o leke artar, nihayet kalbini ele geçirir. İşte Kur’an’da Allah’ın zikrettiği: “Hayır hayır, onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.” ayetindeki ran budur.” (İbn Mace Zühd 19) buyurmuştur.
Kalbi bu günah kirinden ancak tövbe temizler. İşlenen günaha pişmanlık duyarak tövbe eden ve Allah’tan bağış dileyen kimsenin kararan kalbi tekrar aydınlığa kavuşur. Kıyamet gününde insana fayda verecek olan böyle günahlardan arınmış bir kalp ile Allah’ın huzuruna gelmek. Nitekim Allah’ın dostu olma şerefi ile şereflenmiş bir Peygamber olan İbrahim (AS)’ın duasını Kur’an-ı Kerim şöyle anlatıyor:
وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ: يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُو :إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ:
“İbrahim (AS): ‘(Allah’ım) İnsanların dirilip huzuruna gelecekleri gün beni utandırma. O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a temiz bir kalp ile gelenler (o günde fayda bulur).” (Şuara 87,89)
ÇEVRE TEMİZLİĞİ BİLİNCİ
Çevre temizliği; cadde, sokak ve parkların, orman ve piknik alanlarının, deniz, göl, baraj ve ırmakların temizliği, her türlü pislik, atık ve çöplerden korunması, hava kirliliğinin önlenmesidir. Çevre Allah’ın bize bir lütfu, ihsanı ve emanetidir. Çevreyi kirletmek nimete nankörlük ve emanete kötülük etmektir. Çevreyi maalesef en çok biz insanlar kirletiyoruz; piknik alanlarını atıklar, cadde, sokak ve parklar sigara izmariti, çekirdek kabuğu, atık kâğıt ve çöplerle, deniz, göl ve ırmaklar atık ve kirli sularla, bacalardan ve motorlu taşıtların egzozlarından çıkan duman ve gazlarla havayı biz kirletiyoruz.
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ
"İnsanların kendi işledikleri (hatalar ve kötülükler) sebebiyle karada ve denizde fesat ortaya çıkmıştır." Ayeti kerimesiyle bu konuya atıf yapılmaktadır. (Rum, 30/41.)
Dinimiz, çevrenin temiz tutulmasını, insanlara zarar verecek şekilde bırakılmamasını ve kirletilmemesini istemektedir. Bu konuda şu hadisi şerife kulak verelim.
اَلْإِيمَانٌ بِضْعٌ وَسِتُّونَ شُعْبَةٌ فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ
“İman altmış küsur bölümdür. Bunların en fazıletlisi ‘lâ ilahe illallah’ (Allahtan başka ilah yoktur) demektir. En alt mertebesi ise yollardan insanlara eziyet veren şeyleri kaldırmaktır.” (Müslim, iman, 58.)
Yine Peygamberimiz bir gün ashabına her sağlıklı gün için her uzuv için sadaka verilmesi gerektiğini belirtir. Ebu Zer, her gün için sadaka verecek imkânlarının olmadığını söyler. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.) Ebu Zere’e
وَ تَعْزِلُ الشَّوْكَةَ عَنْ طَرِيقِ النَّاسِ وَ الْعَظْمَ وَالْحَجَرَ
“İnsanların yolundan diken, taş ve kemik (gibi zarar veren şeyleri) kaldırman sadakadır” buyurur. (Ahmed, V. 168–169, 154.)
Peygamberimiz (a.s.) çevre ve onun korunması ile yakından ilgilenmiş, bu kunuda ashabını çevrenin temiz tutulması ve korunmasına teşvik etmiştir.
عُرِضَتْ عَلَىَّ أَعْمَالُ أُمَّتِى حَسَنُهَا وَسَيِّئُهَا فَوَجَدْتُ فِى مَحَاسِنِ أَعْمَالِهَا الأَذَى يُمَاطُ عَنِ الطَّرِيقِ وَوَجَدْتُ فِى مَسَاوِى أَعْمَالِهَا النُّخَاعَةَ تَكُونُ فِى الْمَسْجِدِ لاَ تُدْفَنُ.
“Ümmetimin iyi ve kötü bütün amelleri bana arz edilip gösterildi. İyi amelleri arasında, yoldan atılmış olan “eza”yı gördüm. Kötü amelleri arasında ise yere gömülmemiş tükürük de vardı” (Müslim, Mesâcid, 57, I, 390; Müslim, Zekât, 56, I, 699) anlamınadaki hadisinde Peygamberimiz, çevre temizliği ya da çevrenin kirletilmesi konusunda en ufak bir ayrıntının bile iyilik ya da kötülük olarak hesap gününde karşımıza çıkacağına vurgu yapmıştır.
Bu şuurla sokakta ufak bir çöp atığı gördüğü zaman üzülen, gücü nispetinde onları temizlemeye çalışan, insanlara eziyet verici şeyleri gidermeye çalışan insanlar, inananlar İslam’a uygun ve imanın gereği bir davranış ortaya koymuş olur.
Denizler ve göller akarsular nehirler yeşil alanlar da özenle korumamız gereken tabiat güzellikleridir.
Peygamberimiz (a.s.)
لاَ يُبَولَنَّ أَحَدُكُمْ في الْمَاءِ الدَّائِمِ
“Bizzat suya idrar yapmayın.” (Tirmizi, Taharet, 51.)
اِتَّقُوا اللَّعَّانَيْنِ قَالُوا وَمَا اللَّعَّانَانِ يَا رَسُولَ اللّٰهِ قَالَ الَّذ۪ى يَتَخَلَّى فِى طَرِيقِ النَّاسِ أَوْ فِى ظِلِّهِمْ
“Lânet edilen iki şeyden sakının!" buyurdular. Ashap, “Lanet edilen iki şey nedir?” diye sordular. Hz. Peygamber de, “İnsanların yolu ve gölgelendikleri yeri helâ olarak kullanmaktır” (Müslim, Tahare, 68, I, 226.) anlamındaki hadis-i şeriflerinde çevre temizliğinin gerekliliğine işaret etmektedir.
Günümüzde, insanların dinlenme ve piknik yeri olarak kullandıkları yeşil alan, ormanlık, ağaçlık veya park yerlerine, yiyecek ve piknik atıklarını bıraktıklarını ve bazı yerleri de tuvalet gibi kullanarak kirlettiklerini görünce; Hz. Peygamber’in asırlar önce yaptığı bu uyarının ne kadar önemli olduğunu görmekteyiz.
Yüce Allah, varlıkalrı biz insanmarın hizmetine vermiştir. Öyle ise bize hizmet eden caddelerin, sokakların, parkların, ormanların, akarsuların, göllerin, denizlerin, doğal çevrenin temiz tutulması ve korunması temel görevmizidir. Saydığımız bu varlıklar olmadan insanın hayatını sürdürmesi mümkün değildir. Bu itibarla bizim için birer nimet olan bu varlıkalrın kıymetini bilmeli ve onları temiz tutmalı ve korumlayız.
Yeryüzü ve çevre insanlar için bir adeta yttığı kullandığı dinlendiği bir hanedir. İnsan toplumsal bir varlık olduğuna göre, kendi evini koruduğu gibi, yani çevreyi de kirletmemesi ve koruması gerekir.
Peygamber Efendimiz doğal hayatın korunmasını, bu çerçevede kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta veya yavrularının alınmamasını istemiştir. Anneleri gördüğü halde, yuvalarından kuş yavrularını alarak yanına gelen bir kişiye;
ضَعْهُنَّ عَنْكَ فَوَضَعَتْهُنَّ، وَأَبَتْ أُمُّهُنَّ إِلاَّ لُزُومَهُنَّ
“Onları aldığın yere götürerek annelerinin bıraktığı şekilde (yuvalarına) koy” (Ebu Davud, Cenaiz, 1, III, 469.) buyurmuştur. Çünkü yavruları yuvasından alırken anneleri bunu görüyor ve yuvanın üzerinde dönüyordu. Hz. Peygamberin bu emri üzerine yavruları alan kişi, onları geri götürüp yuvalarına koymuştur.
Dünya hayatının vazgeçilmez nimetlerinden biri de ağaç ve yeşilliktir. Ağaç, kapımıza eşik, soframıza kaşık, bebeğimize beşiktir. Ciğerlerimize oksijen taşıyan, erozyonu önleyerek sel sularıyla sürüklenen topraklarımızı koruyan, kökünden, yaprağından, kerestesinden, çiçeğinden, meyvesinden gölgesinden, kokusundan, güzelliğinden yararlandığımız ilahi bir lütuftur.
Peygamberimiz hicretten sonra Medine ve çevresini ağaçlandırmaya ve yeşillendirmeye çalışmış, Medine ve Mekke çevresini haram bölge ilen ederek korumaya almıştır.
اَلْمَدِينَةُ حَرَمٌ ، مِنْ كَذَا إِلَى كَذَا، لاَ يُقْطَعُ شَجَرُهَا، وَلاَ يُحْدَثُ فِيهَا حَدَثٌ، مَنْ أَحْدَثَ حَدَثًا فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللّٰهِ وَالْمَلاَئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
“Medine, haremdir. Bu sahanın ağacı kesilmez, burada bidat çıkarılmaz. Kim bu Medine haremi içinde bida’t ortaya koyarsa, Allahın meleklerin ve bütün insanların laneti o kimse üzerine olsun.” (Buhârî, Fedâilu’l- Medine, 1, II, 220.)
لاَ يُعْضَدُ عِضَاهُهَا، وَلاَ يُنَفَّرُ صَيْدُهَا، وَلاَ تَحِلُّ لُقَطَتُهَا إِلاَّ لِمُنْشِدٍ، وَلاَ يُخْتَلَى خَلاَهَا
“(Mekke’nin) dikenli ağacı kesilmez, av hayvanı ürkütülmez, yitik ilan ediciden başkası tarafından alınıp kaldırılamaz, yeşil otu koparılamaz.” (Buhârî, Lukata, 7, II, 94.)
Haram bölgelerinde, bir bitkiyi yolmak, bir karıncayı öldürmek dinen yasaktır. Yapılan her bir yasak için ceza olarak verilecek belirli sadakalar vardır. Burada, dini bir anlayışla doğanın korunması sağlanmaktadırhemde bu şuur ibadet anlamındadır.
Peygamberimiz Medine yakınlarında “Zureybu’t-Tavil” denilen mevkiye “Kim buradan bir ağaç kesecek olursa, onun yerine bir ağaç diksin” (Belazuri, Futûhu’l-Buldan, I, 17.) talimatını verdi. Bunun üzerine herkes buraya ağaç dikti. Kısa süre sonunda brası el-Gabe diye şöhret bulan bir ormanlık oldu.
Görülüyor ki Peygamberimiz, yeşil alanları korumayı, ağaç dikimini yaygınlaştırmayı İslâmi ve insanî bir görev olarak göstermiş ve bu konuyla ilgili olarak:
إِنْ قَامَتِ السَّاعَةُ وَبِيَدِ أَحَدِكُمْ فَسِيلَةٌ فَإِنِ اسْتَطَاعَ أَنْ لاَ يَقُومَ حَتَّى يَغْرِسَهَا فَلْيَفْعَلْ
“Kıyamet kopmaya başladığında, birinizin elinde bir ağaç fidanı bulunsa, kıyamet kopmadan onu dikmeye gücü yeterse, hemen diksin” (Ahmed, III, 191, 184.)
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا، أَوْ يَزْرَعُ زَرْعًا، فَيَأْكُلُ مِنْهُ طَيْرٌ أَوْ إِنْسَانٌ أَوْ بَهِيمَةٌ، إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ
“Bir Müslüman bir ağaç diker veya bir bitki ekerse, ondan kuş, insan veya hayvan yerse, bu onun için sadaka olur” (Müslim, Musakat, 2, II, 1188.) sözleriyle de peygamberimzi oürmanların, yeşil alanların ve çevrenin korunmasını teşvik etmiştir.
Sonuç olarak dinimiz temizliğe büyük önem vermiştir. Dinin direği olan namazın geçerli olabilmesi için de temizliğin ve abdestin şart koşulması, cünüp olan kimsenin boy abdesti alınmasının farz olması, asgari haftada bir defa yıkanmanın, giysilerin ve mabetlerin temizlenmesinin emredilmesi temizliğe verilen önemin göstegesidir.
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ
“Şüphesiz Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever” anlamınadki ayet temizliğe önem verenlerin değerini ifade etmektedir. (Bakara, 2/222.)
Cünüplükten Dolayı Yıkanmanın Şekli
Elmalılı Meali Sadeleştirilmiş 2:
Nisa Suresi 4.43. Ayet: Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
Diyanet Meali:
Maide Suresi 6.Ayet: Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin(Gusül) . Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
Hadis: Gusül Abdesti
30. Meymûne (r. anhâ)'dan rivayet edilmiştir:
"Resululİah (s.a.v) (önce) ayaklarını yıkamayarak namaz için abdest aldığı gibi abdest aldı. Avret yerini ve (oraya) değen pis şeyleri yıkadı. Sonra da üzerine su döktü. Sonra da bir kenara çekilip ayaklarını yıkadı.[1] Onun cünüplükten dolayı yıkanması, işte bu şekildedir.[2]
[1] Bu ifadeden; Resululİah (s.a.v)'in ayaklarını yıkamak için yerini değiştirdiği ve ayaklarını yıkama İşini en sona bıraktığı anlaşılmaktadır.
Cumhur, bu tür rivayetlere dayanarak mutlak olarak boy abdestinde ayaklan en son yıkamanın müstehab olduğu görüşüne varmıştır.
İmam A'zam Ebu Hanîfe (ö. 150/767) ve öğrencilerine göre, gusledilen yer; leğen, küvet gibi suyun biriktiği bir yer durumunda ise ayakları yıkama işini en sona bırakmak, değilse abdestin hemen sonunda yıkamak müstehabür. (ç)
[2] Buhârî, Gusl 1, 5; Müslim, Hayz 37 (317); Ebu Dâvud, Taharet 97 {245); Tirmizî, Taharet 76 (103); Nesâî, Taharet 161, Gusl 14, 15, 22; İbn Mâce, Taharet 94 (573); Ahmed b. Hanbel, 6/236, 325, 330, 2/129
Hadis: Gusül Abdesti
31. Hz. Aişe (r. anhâ)'dan rivayet edilmiştir:
Peygamber (s.a.v) cünüplükten dolayı yıkanacağı zaman (önce) e-Ierini yıkamayla başlardı. Sonra namaz için abdest aldığı gibi abdest alırdı. Sonra parmaklarını suya daldırıp onlarla saçlarının diplerini ovalardı. Sonra iki eliyle başı üzerine üç avuç su dökerdi. Sonra suyu bütün bedenine dökerdi.[3]
[3] Buhârî, Gusl 1, 15; Müslim, Hayz 35 (316}; Ebu Dâvud, Taharet 97 (240, 241, 242, 243, 244); Tirmizî, Taharet 76 (104); Nesâî, Taharet 152, 153, 155, 156, 157; İbn Mâce, Taharet 94 (574); Ahmed b. Hanbel, 6/52, 70, 72, 96,101,110, 143
Hadis: Gusül Abdesti
3718 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) cenabetten gusledince önce ellerini yıkamaktan başlardı, sonra namaz abdesti gibi abdest alırdı. Sonra parmaklarını suya batırır, onIarla saç diplerini hilallerdi. Deriyi ıslattığı kanaati hâsıl olunca tepesinden üç kere su dökerdi. Sonra da bedeninin geri kalan kısımlarını yıkardı. En sonra da ayakIarını yıkardı.''
3719 - Bir diğer rivayette: ".Suya sokmazdan önce ellerini yıkayarak başlardı'' denmiştir.
3720 - Bir başka rivayette: "Sağ elini yıkayarak başlar, onun üzerine su döker, sonra sağ eliyle vücudundaki ezâ'nın üzerine su döker, sol eliyle de onu yıkardı. '' denmiştir. Bu Sahiheyn'in lafzıdır.
3721 - Ebu Dâvud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) der ki: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), başı üzerine üç kere su dökerdi: Biz ise, örmelerimiz sebebiyle beş kere dökerdik."
3722 - Sahiheyn'in bir rivayetinde şöyle denir: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), cenabetten yıkandığı zaman (süt sağılan şab gibi) bir kab(ta su) isterdi. Onu eliyle tutar, başının sağ tarafını yıkayarak başlar, sonra da sol kısmını yıkardı. Sonra iki avucuyla su alır, onlarla başına dökerdi."
3723 - Buhari'nin diğer bir rivayetinde (Hz. Aişe) şöyle demiştir: "(Resulullah'ın zevcelerinden) birimiz cenâbet olduğu vakit, eliyle üç kere başının üzerine su döker, sonra eliyle üç kere sağ tarafına su döker, diğer eliyle de sol tarafın dökerdi."
Buhari, Gusl 1,15,19; Müslim, Hayz 35, (316); Muvatta, Tahâret 67, (1, 44), 80, (1,45); Ebu Dâvud, Tahâret 98, (240, 241, 242, 243, 244),100, (253); Nesâi, Tahâret 152, 153, 155, 156, 157, (1, 132-135); Tirmizi, Tahâret 76, ( 104)
ANLAŞILAN :
Gusül (Boy) Abdesti alınırken:
Namaz Kılacaksak;
1. Niyet
2. Ayakları yıkamayarak namaz için abdest aldığı gibi abdest alınır.
3. Avret yeri ve (oraya) değen pis şeyler yıkanır.
4. Başına 3 er kere su dökülür.
5. Bütün vücut kuru yer kalmadan yıkanır. Saç ve sakal iyice hilallenir. Yıkanır.
6. Sonra da bir kenara çekilip ayaklar yıkanır.
Namaz Kılmayacaksak (Farz);
-
Tepeden tırnağa yıkanmak
Not. Vucudü ovalamak iyice yıkamak vaciptir.
Namaz Abdesti Alınış Şekli
Abdest almaya başlamadan önce "Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya" diye niyet ederiz.
Abdest Elleri yıkama
"Eûzü billahimineş şeytanirracim-Bismillahirrahmanirrahim"
Önce eller bileklere kadar ve parmak araları da ovuşturularak üç defa yıkanır.
Abdest Ağza su verme
Sağ elimize üç defa su alarak ağzımıza veririz. Her su alışta ağzımızı çalkalayarak ağızdaki suyu dökeriz.
Abdest Buruna su verme
Tekrar avucumuza su alarak üç defa burnumuza veririz. Sol el ile de sümkürür temizleriz.
Abdest Yüzü yıkama
Sonra iki avucumuza su alarak saç bitiminden çene altına kadar yüzümüzü üç defa yıkarız.
Abdest Sağ kolu yıkama
Önce sağ kolu dirsekle beraber üçer defa yıkarız.
Abdest Sol kolu yıkama
Sonra sol kolu dirsekle beraber üçer defa yıkarız.
Abdest Başı mesh etmek
Sağ elimizle başımızın dörtte birini mesh ederiz. Yani sağ elimizi ıslatıp başın dörtte birini sıvazlayarak ıslatırız.
Abdest Kulakları mesh etmek
Her iki eli de ıslatıp serçe parmaklarımızla kulaklarımızın içini mesh ederiz. Kulakların arka kısmını ise baş parmaklarımızla mesh ederiz.
Abdest Boynu mesh etmek
Sonra baş ve serçe parmaklarımızı kullanmadan işaret, orta ve yüzük parmaklarımızın dışı ile boynumuzu da mesh ederiz.
Abdest Ayakları yıkama
Ayaklara gelince, parmaklardan başlayarak önce sağ sonra sol ayağımızı topuk kemiği ile beraber üçer kez yıkarız.
Ayaklarımızı yıkarken parmak aralarımızın iyice yıkanmasına dikkat etmemiz gerekir.
* Kadınlar ve erkeklerin abdest alış şekilleri arasında bir fark yoktur.
Abdestin Farzları:
1. Elleri dirseklere kadar kollarla birlikte yıkamak.
2. Yüzü yıkamak.
3. Başın dörtte birini meshetmek.
4. Topuklarıyla birlikte ayakları yıkamak.
Abdestin Sünnetleri:
1. Abdest almaya niyet etmek
2. Abdeste eûzü besmele ile başlamak.
3. Abdeste başlamadan önce elleri bileklere kadar yıkamak
4. Dişleri misvak veya fırça ile, yoksa parmaklar ile temizlemek.
5. Abdest organlarını peş peşe ara vermeden yıkamak.
6. Yıkanan organları ovmak.
7. Ağza üç kere su almak.
8. Oruçlu olmadığı zamanlarda gargara yapmak.
9. Burna üç kere su vermek ve sol elle sümkürmek.
10. Yıkanan her organı üç kere yıkamak.
11. Abdestte çift organları yıkamaya sağ organdan başlamak.
12. Eller ve ayaklarda yıkamaya parmak uçlarından başlamak.
13. Sakalı olanların sakalını hilallemesi.
14. Parmaktaki yüzüğü oynatarak suyun altına ulaşmasını temin etmek.
15. Kulakları meshetmek.
16. Boynu meshetmek.
17. Başın tamamını meshetmek.
18. Parmakların arasını hilallemek.
NAMAZ ABDESTİNİ BOZAN HALLER
Büyük, Küçük Hacet Abdesti Bozar
Mâide Sûresi 6.Ayet:
Ey îmân edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman (abdestsiz iseniz) yüzlerinizi, dirseklerle beraber ellerinizi yıkayın. Başlarınızı mesh edip aşık kemikleriyle beraber ayaklarınızı yıkayın.Eğer cünüp iseniz, (yıkanarak) temizlenin. Hasta veya yolculuk halinde bulunursanız veya biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlarınızla cinsel ilişkiye girmişseniz ve su da bulamamışsanız, temiz toprakla teyemmüm edin. Bunun için de (ellerinizle toprağa vurarak) ellerinizi ve yüzlerinizi bu toprakla mesh edin.Allah (temizlik konusunda) size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez (aksine genişlik ve rahmet olsun diye size teyemmümü mübah kılmıştır). Fakat sizi tertemiz kılmak ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister."
Bevl Etmek Abdesti Bozar!
(13) Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir kavmin çöplüğüne vardı ve ayakta bevl etti, sonra su istedi. Ben de ona su götürdüm, onunla abdest aldı.”
Buhari 351, Müslim 273/73
Yellenmek Abdesti Bozar!
(19) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Herhangi biriniz hades ettiğinde abdest alıncaya kadar namazı kabul edilmez!’ buyurdu.”
Hadramavt’ten bir adam Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’a:
−‘Hades nedir? Ya Eba Hureyre!’ dedi.
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh):
−‘Sessiz veya sesli yellenmektir’ dedi.
Buhari 288, Müslim 225/2
Bayılmak Abdesti Bozar!
(20) Ubeydullah (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:
“Ben, Aişe (Radiyallahu Anha)’nın yanına girdim. Ona Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hastalığını bana anlatır mısın? dedim.
Aişe (Radiyallahu Anha):
−Evet, anlatırım dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iyice ağırlaştı.
Müteakiben:
−‘İnsanlar namaz kıldı mı?’ diye sordu.
Biz:
−Hayır! Ya Rasulallah? Onlar seni bekliyorlar dedik.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Benim için leğene su koyun!’ buyurdu.
Aişe (Radiyallahu Anha) dedi ki:
−Dediğini yaptık oturup yıkandı. Sonra kalkmaya davranırken bayıldı.
Sonra ayıldı ve:
−‘İnsanlar namaz kıldılar mı?’ diye sordu.
Biz:
−Hayır, Ya Rasulallah! Onlar seni bekliyorlar dedik.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Benim için leğene su koyun!’ buyurdu. Dediğini yaptık, oturup yıkandı. Sonra kalkmaya davranırken yine bayıldı.
Sonra ayıldı ve yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘İnsanlar namaz kıldılar mı?’ diye sordu.
Biz:
−Hayır, Ya Rasulallah! Onlar seni bekliyorlar dedik.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Benim için leğene su koyun!’ buyurdu. Dediğini yaptık oturup yıkandı.
Sonra kalkmaya davranırken yine bayıldı, sonra ayıldı ve yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘İnsanlar namaz kıldılar mı?’ diye sordu.
Biz:
−Hayır, Ya Rasulallah! Onlar seni bekliyorlar dedik. O sırada insanlar mescitte toplanmış yatsı namazı için Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i bekliyorlardı. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanlara namaz kıldırması için Ebu Bekir’e haber gönderdi…”
Buhari 687, Müslim 418/90, Ebu Avane 2/112, Nesei 833, Ahmed 6/228
Uyku Abdesti Bozar!
(21) Ali bin Ebi Talib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Gözler makatın bağıdır, herkim uyursa abdest alsın!’ buyurdu”
Ebu Davud 203, İbni Mace 477, Darekutni 1/161, Ahmed 1/111/887, Albânî İrva 113
(22) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Biriniz uykusundan kalktığı zaman, elini üç kere yıkayana kadar onu abdest suyuna girdirmesin! Çünkü o kimse elinin nerede gecelediğini bilemez!’ buyurdu.”
İbnu’l-Carud 9, Buhari 308, Müslim 278/87, Malik 1/21, Ebu Davud 103, 105, Nesei 1161, Tirmizi 24, İbni Mace 394, Tayalisi 170, Darekutni 1/49, İbni Huzeyme 1/52, Ahmed 2/50241, Albânî İrva 21
(23) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:
“Teyzem Meymûne (Radiyallahu Anha)’nın yanında geceledim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) geceleyin kalkıp su kırbasından su aldı. Onunla hafif bir abdest aldı. Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in abdest alışını hafifletip azaltarak tarif etti.
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
−Ben de kalktım, (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yaptığı gibi yaptım sonra gelip sol tarafına namaza durdum. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni sağ tarafına çevirdi. Sonra Allah’ın dilediği kadar namaz kıldı. Sonra yattı, horlayıncaya kadar uyudu. Sonra müezzin kendisine geldi. Bunun üzerine namaza kalktı ve abdest almadı.”
Müslim 763/186
(24) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Gözlerim uyur kalbim uyumaz!’ buyurdu.”
Ahmed 2/251, 438, İbni Hibban 2124, Albânî Cami 3000
(25) Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı yatsı namazını beklerken uyuklar bu sebeple başları önlerine düşerdi. Sonra kalkar abdest almadan namaz kılarlardı.”
Ebu Davud 200, Müslim 376/125, Begavi Mesabih 216
İstihaze Kanı (Hayız olamayan damardan gelen kan)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in istihâze olan kadın hakkındaki şu buyruğudur:
... إِنَّمَا ذَلِكِ عِرْقٌ، وَلَيْسَ بِحَيْضٍ، فَإِذَا أَقْبَلَتْ حَيْضَتُكِ فَدَعِي الصَّلاةَ، وَإِذَا أَدْبَرَتْ فَاغْسِلِي عَنْكِ الدَّمَ، ثُمَّ تَوَضَّئِي لِكُلِّ صَلاةٍ حَتَّى يَجِيءَ ذَلِكَ الْوَقْتُ. [ رواه البخاري ]
"O sadece (çatlayan) damardan gelen bir kandır, hayız (âdet) kanı değildir. Hayızın geldiği zaman namazı bırak, hayız müddeti bittiği zaman, (senin üzerine bulaşan hayız) kanını yıka.Sonra da hayız vakti gelinceye kadar (istihâze kanı geldiği sürece) her namaz için abdest al."(Buhârî; kanın yıkanması babı)
Dediler ki: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- abdesti gerekli görmesinin sebebi; damardan gelen kan olmasından dolayıdır. Bütün kanlar bu şekildedir (damardan gelirler.)
Kadına Dokunmanın Abdesti Bozması
Cima yani cinsel temas gusül abdestini bozduğu için namaz abdestide gerektirir.
Kusmanın Abdesti Bozması
Hz. Peygamberin (s.a.s.) kusmaktan dolayı abdest aldığı rivayet edilmiştir (Tirmizî, Tahâret, 64). Ancak bunun ağız dolusu olması gerekir. Ağız dolusu kusulan şey, ister yemek ister safra ister kan olsun abdesti bozar. Balgam ise tükürük hükmünde olup abdesti bozmaz. Ağız dolusu sayılmanın ölçüsü, gelen kusmuğun zorlanmadan tutulamayacak bir durumda olmasıdır. Bulunduğu ortamı değiştirmeden birden fazla kusma halinde toplamı ağız dolusu olan kusmukla da abdest bozulur (Merğînânî, el-Hidâye, I, 110-113; Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 49-52; Meydânî, el-Lübâb, I, 12).
Şâfiîlere göre ise kusmakla abdest bozulmaz (Mâverdî, el-Hâvî, I, 199-200).
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Kurulu
Gülmenin Abdesti Bozması
Namazda aslolan kulun Rabbinin huzurunda olduğu bilinciyle huşu içerisinde kılınmasıdır. Fakat elde olmayan sebeplerle meydana gelen gülmenin namaza etkisi üç şekilde değerlendirilebilir:
1-Namazda iken yanındakilerin duyabileceği şekilde sesli olarak gülmek; bununla Hanefîlere göre hem abdest hem de namaz bozulur (Serahsî, el-Mebsût, I, 172; Merğînânî, el-Hidâye, 116,117).
İbn Üsâme’nin babasından naklettiği bir hadiste şöyle denilmektedir: “Biz Resûlullah’ın peşinde namaz kılarken görme özürlü birisi bir çukura düştü. Biz de adamın hâline güldük. Bunun üzerine Resûlullah yeniden abdest alıp namazı baştan itibaren iade etmemizi emretti.” (Dârekutnî, es-Sünen, I, 295)
Şafiîlere göre kahkaha namazı bozsa da abdesti bozmaz. Çünkü namazın dışındayken kahkaha abdesti bozmadığına göre namazdayken de bozmaz (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 64, 108).
2- Namaz kılan kimsenin kendisinin duyabileceği kadar gülmesiyle yalnızca namaz bozulur.
3- Kişinin kendinin ya da yakınındakinin işitmeyeceği şekilde gülümsemesi namazı da abdesti de bozmaz (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 55-56).
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Kurulu
Mazeret halinin sona ermesi.
Su bulamadığı için teyemmüm eden kimse suyu bulunca, mest üzerine mesh yapan kimsenin -yolcu olanlara üç, yolcu olmayanlara bir gün olarak tanınan- mesh süresi dolunca, özürlü kimse için de namaz vakti çıkınca abdesti bozulmuş olur.
ANLAŞILAN :
Namaz Abdestini Bozan Haller
1.Büyük, Küçük Hacet Abdesti Bozar.
Büyük çiş ve küçük işemek abdesti bozar.
2. Yellenmek(Ossurmak) Abdesti Bozar.
Gaz çıkarmak abdesti bozar.
3. Bayılmak Abdesti Bozar.
Bayılmak gusül gerektirmez. Peygamberimizin Namaz kıldırmak için abdest alıyor olabilir. Hadiate bildirilen bu olabilir.
4. Uyku Abdesti Bozar.
Kendinden geçecek şekilde uyumak abdesti bozar.
5. Gusül Abdestinin Bozulması
Gusül abdesti bozulursa Namaz abdesti de bozulur.
Cinsel İlişki (Kadına Dokunmanın) Abdesti Bozar.
6. Kusmak Abdesti Bozar.
Ağız dolusu kusmak abdesti bozar.
7. Namazda yanındaki işitecek kadar sesli Gülmek Abdesti Bozar.
Namazda sesli gülmek hem namazı, hemde abdesti bozar.
8. Mazeret halinin sona ermesi(Teyemmüm).
Teyemmüm ve seferilik özel durumlarının bitişi
9. İstihaze Kanı (Hayız olamayan damardan gelen kan)
Hayız kanı gusül gerektirir.
İstiaze kanı eğer damardan çatlayarak az çıkarsa gusülde abdestte gerektirmez. Eğer çok akacak olursa o zaman namaz abdesti almak gerekir. Gusül gerektirmez.
Kan bulaşan yer yıkanarak namaz kılınabilir.
10. İmanın gitmesi/Küfür
İmanın gitmesi ve küfür namaz abdestini bozduğu gibi gusül abdestini de bozar.
Teyemmüm Abdestinin Farzları;
1- Önce teyemmüme niyet etmek.
2- İki elini pak toprağa vurup yüzüne sürmek, ellerini bir daha vurup kollarına sürmek.
Teyemmüm' ün Sünnetleri
1) Teyemmüme eûzu besmele ile başlamak,
2) Sırayı gözetmek,
3) Ara vermeden birbiri ardınca yapmak,
4) Toprağa vurunca elleri evvela ileri sürmek sonra geri çekmek,
5) Parmakların arasını açık tutmak,
6) Ellerini yerden kaldırınca toz varsa birbirine vurarak silkelemek.
Kaynak: İslam İman İbadet, Osman Nuri Topbaş